18 Ekim 2014 Cumartesi

Sabır: İlaç mı? Alışmak mı? Yoksa ömrümüzden geçip giden zaman mı?

Bir olay,olgu ve durum karşısında karşımıza çıkan, bazen hiç çekinmeden eş, dost, akraba, arkadaş vb. tarafından yüzümüze bir tokat gibi yapıştırılan bir sözcüktür ‘SABIR’. Her şeyin ilacı, her derde deva olarak tanımlanır.
Bazen olmuş her şeye alışmaktır SABIR. Zamanı gelmeden, kesin olacağını bildiğimiz bir olgunun, gerçekleştiği esnada sessiz sedasız beklemek, zamanla o duruma alışarak sabrımızın meyvesini aldığımızı düşünürüz.Aslında alışmışızdır her şeye, kendimizi kandırmaktan başka bir şey ortada yoktur.
Ya sabır derken, ömrümüzden yitip giden zaman, bazen gençliğimizin en güzel yılları olur, bazen en verimli yıllarımız olur, bazen de gerçekten boşa geçip gitmesi gereken bir zaman olur.
Yani dostlar aslında ‘SABIR’ hiç bir şeyin ilacı değil. Sadece var olan veya olacak herhangi bir şeye alışmak veya alışmak için ön hazırlığımızı yapmaktır. Belki ‘SABIR’ diyerek fazla kafa yormamış oluruz (Taksak da bir şey değişmez.) ama olan; insan hayatındaki en önemli olgu olan boşa akıp giden zaman olur.
CÜMLETEN GEÇMİŞ OLSUN YANİ!!!

Neden Kaynak Mühendisliği?


Bu güne kadar bir çok dalın mühendisliği ile karşılaştım.Beni En çok şaşırtan alman bir bira mühendisi arkadaşım. Ancak Türkiye’de ne yazık ki çok az sayıda mühendislik dalı mevcuttur. Özellikle en popüler ve bilinen olanları inşaat ve makine mühendisliği…
Türkiye’de mekanik, montaj, makine vb. endüstriyel tüm işlerde sadece makine mühendislerinin sözü geçiyor. Aslında makine mühendislerinin yaptığı tüm işler kendi başlarına ayrı ayrı mühendislik dalları olmalı ve artık ayrılmalı bu saatten sonra.Çünkü bir kişi her konuda uzman olamaz. En iyi uzmanlık biçimi bir dalda yada o bölüme yakın dallarda yapılan uzmanlıktır..
Buraya kadar belirttiğim kesinlikle Türkiye’deki diğer mühendislikleri kötülemek değildir. Sadece çarkın nasıl yanlış döndüğünü kendi fikirlerimi ekleyerek ifade etmeye çalıştım.
Onca yanlışın içinden sıyrılıp ve sadece bir nokta üzerinde odaklanan bir mühendislik çıktı son yıllarda Türkiye’de. Kaynak Mühendisliği, Sadece bir noktaya odaklanmış ve günümüz endüstrisinin kaynak ihtiyacı ile ilgili sorunlarını giderebilecek bir alan.
Türkiye’deki Eğitim sistemi 4 aylık ve 4 modülden oluşan bir sistem. Her modüldeki dersler sadece kaynak ile ilişikli olup en ince ayrıntısına kadar kaynak ile ilgili her şey irdelenmektedir. Burada modüllerin hepsini ve konularını açıklamayacağım ama şunu belirtebilirim ki dersler ve eğitim kesinlikle yeterli ve tatmin edicidir.
          Biraz da kaynak mühendisi ne yapar kısmını kısaca açıklayalım.
Kaynak mühendisi ilgili kurum ve kuruluşta kaynak ile ilgili prosedürlerin daha başlamadan nasıl yapılacağını belirleyen, nasıl yapıldığını kontrol edip kayıt altına alan ilgili kuruluşun uluslararası arenada hangi kalitede hizmet verdiğini kayıt altına alan, kaynak ile ilgili her türlü probleme anında müdahale edebilen ve daha çok kalite kontrol departmanında çalışabilen bir kişidir şeklinde kısaca tanımlayabilirim.
Genel olarak toparlamak gerekirse Türkiye’deki eğitim sistemi bence keşke bu eğitim sistemine benzer olsaydı, Her şeyin uzmanı bir kişi değil sadece o dalda uzmanlaşmış ve türk eğitim sistemindeki kafiyesiz eleman yetiştirmek yerine yeteri beceri ve bilgiye sahip ilgili personeli yetiştirmiş olurdu.
Gerek Kaynak Mühendisliği eğitimi sırasında ve sonrasında her türlü destekleri için Sayın Mustafa TÜMER, Cankat Kuş ve GEDİK Ailesine ayrıca üniversite hayatım boyunca tanıdığım çok değerli dostum Kay. Müh. Zafer KILIÇ’a sonsuz teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Arkadaşlar Kaynak Mühendisliği ile ilgili merak ettiğiniz her türlü soruya kendimce yardımcı olmaktan memnun olurum.Sorunlarınızı yorum kısmından veya facebook yorum kısmından bana ulaştırabilirsiniz.
Mahmut ÇOKO
Teknik Öğretmen & IWE & EWE

Neden bazen sorunlarımızı basitleştirip çözmüyoruz

2×2=4, bazen herşey bu matematiksel işlem kadar basit. Hayatta karşılaştığımız problemleri neden bu kadar zorlaştırıp kendi önümüze getirmeyi çok seviyoruz!!!!
Aslında hayatta karşılaştığımız sorunları neden fizikteki problem çözme mantığı gibi, çözüme ulaşmak için daha basitleştirip çözmeye çalışmıyoruz! Tek yapmamız gereken sorunu;
*basitleştir
*çöz
*emniyet katsayısı ile çarp
Basitleşmedi mi??
İkili ilişkilerde çiftler birbirini ister sürekli. Ancak sürekli birisi üzülme uçurumundan düşer. Neden?
O daha çok;
*değer verir
*sever
*düşünür
*çaba gösterir
*mutlu etmeye çalışır
*tüm gücünü kullanir…
Gibi bir sürü şey iste.
Aslında karşı taraf bunun farkında değil. Eğer o birey bunu yapmaz ise ilişkinin hiçbir anlamı kalmaz, sıradan dost, arkadaş vb. bir ilişkiye döner.
Herşey sevgi de değildir. Bir insanı sürekli;
*aklindan çıkaramıyorsanız
*zaman harcamak istiyorsanız
*varlığında mutluysanız
*yokluğunda huzursuz oluyorsanız,
Sizin o insanı istediğiniz ve kendiniz için doğru insan olduğunu düşünmenizi saglar.
Geri kalan zamanla süreci değerlendirip o insanın size verdiği değerden çok, sizde oluşturduğu duygu birikimidir. (Aşktan bahsetmiyorum burda) ilerleyen dönemlerde iliskinin temelini güclendirip, artık üzerine yapınızı kurabilirsiniz. Bunun için sabırla bekleyin!!! Yoksa çarpık bir yapılaşma ile iki tarafta üzülür. Sonuc ya boşanma yada bir ömür boyu bir yabancı ile evinizi paylaşırsınız.
Not:Kendi yazım.